 |
 |
|
|
| |
 |
|
|
|
|
Otuz yedincisini arkamızda bıraktığımız İstanbul Müzik
Festivalinin kapanış konseri tek kelime ile muhteşemdi.
İKSV'ye seçimi için, sponsorlar Organik Kimya ve Bell
şirketlerine katkıları için bütün müzik severler adına
teşekkür etmek isterim. İtalyan orkestrası La Scala'yı
ünlü şef ve piyanist Daniel Barenboim idare ediyordu.
Beethoven'in piyano konçertosunu kendi hem çaldı hem
yönetti. İkinci yarıda ise Berlioz'un Fantastik
Senfoni’sini partisyonsuz fevkalade bir beceri ile idare
etti. Bu yazıda Barenboim'un artistik değerleri hakkında
yorumda bulunmak bana düşmez, değerli müzik eleştirmenleri
konser sonrası değişik gazetelerde methiyelerini yazdılar,
birkaç kendini bilmez fısıltı halinde tenkitlerini bile
dile getirdi. Ben şahsen konser sırasında güzel ve anlamlı
bir dünyada birkaç saatimi geçirdiğimi bilirim. Bu yazımda
vurgulamak istediğim Barenboim'un müzisyen kimliğinin
dışındaki aydın kimliği. Yaşadığı dünyadaki problemlere
eğilmiş, kendi becerileri çapında da insanlığa hizmet
etmeyi kendine vazife bilmiş. 'Müzik dünyasının
entelektüel savaşçısı' unvanını layıkıyla hak etmiştir.
Yakın zamanda aramızdan ayrılan diğer bir aydın Edward
Said ile beraber kurdukları Divan Orkestrası’nın son
günlerin en anlamlı barış girişimlerinden biri olduğu
muhakkak.
Said ve Barenboim 1990 senesinde Londra'da bir otelin
lobisinde tanışırlar. İkisi de karışık kültürlerde
yetişmiş, müziğe aşık birer entelektüeldir. E. Said
Kudüs'lü bir Filistinli. Küçük yaşında ailesiyle Kahire'ye
yerleşmiş. İngilizleşmiş bir Hıristiyan Arap olarak
yetiştirilmiş. Mısır'ın 1940-1950 senelerinin zengin
kültürel hayatını yaşamış, konserlere, operalara gitmiş,
piyano dersleri almış, hatta konser piyanisti olacak
seviyeye bile gelmiş. Babasının Amerikan vatandaşı olması
sayesinde Birleşik Devletler’de liseyi okuduktan sonra
Columbia Üniversitesi’nde tahsilini tamamlayıp, aynı
üniversitede doktorasını yapmış, İngiliz edebiyatı ve
mukayeseli edebiyat dersleri vermiş, birçok politik eser
yazmıştır.
Daniel Barenboim Rus asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu
olarak Buenos Aires’te doğuyor. İspanyol bir kültürde, çok
sesli müziğin zengin olduğu bir şehirde büyüyor. Aile,
Daniel on iki yaşındayken yeni kurulan İsrail'e hicret
ediyor.
Bundan sonraki hayatı ise piyano başında geçiyor. Yirmili
yaşlarında, magazin dünyasında büyük yankılar uyandıran
İngiliz çellist Jacqueline du Pre ile evleniyor. Dünyada
bir günde Yahudi dinine geçen tek insan olma rekoru halen
onda. Ancak kısa bir zaman sonra hastalanıp ölüyor.
Barenboim yaşamını Paris, Londra, Kudüs, Chicago ve
Berlin’de devam ettiriyor.
Otel lobisinde başlayan arkadaşlık çok kısa zamanda
meyvelerini vermeye başlar. İsrail ve Filistin’in bitmez
problemlerine kafa yoran bu iki aydın tabii ki müziğin
birleştirici, barışçı, uzlaştırıcı yolunu seçip son
senelerin en ümit verici projesini hayata geçirir.
1999 yılında Almanya'nın Weimar şehrinde Arap, Filistinli,
İsrailli gençlerden oluşan orkestra ilk defa bir araya
gelir. Weimar; Goethe'nin doğduğu şehir, 1999; onun
doğumunun 250. yılı. Orkestraya Divan isminin verilmesinin
sebebi de 19. yüzyılın başında Goethe'nin eline geçen bir
Kuran sayfasından etkilenip Müslüman dinine hayran
kalması. Bu hayranlık öyle boyutlara geliyor ki Arapça
bile öğrenmeye kalkıyor. Ancak fazla bir beceri
gösteremiyor. Yaptığı araştırmalar neticesinde batı
kültürünün eşsiz bir örneği olan 'Batı ve Doğu Divan' adlı
bir şiir kitabı yazıyor. Bir şeyi daha hatırlamak lazım,
Weimar şehri aynı zamanda Yahudilerin 2. Dünya Harbi’nde
gazlandıkları Buchenwald’a da çok yakın.
Orkestranın genç elemanlarının yaşları yirmi civarında,
hepsi birbirlerine şüphe ve hayretle bakıyor. Provalarda
ve akşam sohbetlerinde politika dışında her türlü mevzu
konuşmaya, münakaşaya açık. İkinci günde ilk problem
ortaya çıkıyor. İsrailli bir genç bu projede ayrımcılık
olduğu iddiası ile şikayette bulunuyor.
Mevzu açılınca problem ortaya çıkıyor. Bir gece evvel
Mısırlı bir grup Arap müziği çalınca yapılan doğaçlamalara
Arnavut kökenli müzisyen de katılmak istiyor. Mısırlılar
Arap müziğini ancak Arapların çalabileceğini söyleyip,
Arnavut’un bu isteğini reddederler. Barenboim'un cevabı
çok kısa ve net olur 'Hepimiz değişik yerlerden geliyoruz,
hiçbirimiz Alman değiliz ve bugün Beethoven çalacağız'.
Ertesi gün bu projeyi destekleyen Yo YO Ma çellosunu alıp
Mısırlılarla Arap ezgileri çalınca mesaj herkes tarafından
anlaşılır. Müzik evrensel bir lisan. Değişik kültürlerden,
değişik ırklardan hatta değişik düşüncelerden insanlar bir
araya gelip bir müzik bestesini aynı ritimde, aynı hızda
nefes alıp vererek bir arada bir uyum içinde
çalabildiklerine göre, beraber huzur içinde yaşamak için
herkesin aynı yöne bakması şart değil. Bir orkestra
demokrasinin en iyi uygulandığı ortam. Demokrasi herkesin
aynı aletle aynı notaları çalması, herkesin aynı fikirde
olması demek değil. Demokratik bir cemiyette yaşamayı
öğrenmenin en kolay yolu bir orkestrada çalmaktır. Bir
orkestra elemanı ne zaman çalacağını, ne zaman susup
başkasının sırasını bekleyeceğini gayet iyi bilir. Bu genç
çocuklar memleketleri birbirleriyle harp halindeyken yan
yana oturup müzik yapabiliyorsa belki de yarın
politikacılar bir araya gelip konuşarak problemlerine bir
çözüm bulabilirler.
Zeynep TAŞKENT |
 |
|
|
|
|
|
 |