anasayfa idso hakkinda konser-programi orkestra muzik iletisim  
 
 
   
İDSO’nun internet sahifesine “Ben de yazı yazarım.” diye ortaya atıldığımda, pek de düşünerek hareket etmediğimi açıkça kabul ediyorum.

Ben bir müzik kritiği olabilecek ne bilgiye ne de tecrübeye sahibim, ancak iyi bir dinleyici olduğumu düşünüyorum. Kendi normlarım içinde iyi müzik dinlemeyi sevdiğim gibi, müziğin hayatıma renk kattığına, bana umut aşıladığına, problemli dönemlerde arkadaşlık ettiğine, beni sakinleştirdiğine inanıyorum. Sevgili arkadaşım merhum Mordo Dinar’ın dediği gibi; “Kulağımla dinlediğim bu müzik, kalbime nasıl tesir ediyor, ben de anlayabilmiş değilim.” Ancak tek tesellim, kırk beş senedir evli olduğum ve hala çok sevdiğim kocamı bile tam anlayabilmiş değilim. Dolayısıyla anlama ve sevmek galiba çok başka.

Bu ilk yazımda sizlere, on yıldır takip ettiğim Salzburg Bahar Festivali’ne dair hatıralarımı anlatmaya çalışacağım, haddimi de aşmayacağıma emin olabilirsiniz.

Karajan’ın kırk dört sene evvel, Salzburg’un yaz festivalinin dışında başlattığı bahar festivalinde dört gün boyunca devam eden, bir opera ile dört konserin ortak noktası, orkestra her zaman Berlin Filarmoni. Dört gün boyunca dünya çapında bir orkestrayı dinlemek başlı başına bir olay.

Son üç senedir Wagner’in Nibelungen Yüzüğü adlı operalar serisini dinliyoruz. Kuzey mitolojisine dayanan hikaye aslında bir hayli karışık, ama müziği bir o kadar büyüleyici. Daha baştan sizi saran bir dalganın içine giriyorsunuz, bir Mevlevi tekkesini andıran bu girdaptan bir bakmışsınız ki, ancak beş saat sonra çıkıvermişsiniz. Herkesete aynı etkiyi yapmış olacak ki, koca salonda tıksıran bile olmadı onca saat içinde. Yalnız, dekorlar ve kostümler biraz günceldi, işin masalsı kısmı tamamen yok edilmişti. Salzburg gazeteleri de üç senedir aynı kritiği yapıyor. O müziğin, o orkestranın, o seslerin yanında kostüm ve dekorlar biraz amatör diyebileceğim seviyedeydi.

Bu sene ayrıca Siegfried, Şef Simon Rattle’a kabus olmuş. Başrolde Siegfried’i oynayacak ünlü Wagnerien tenor Ben Heppner son provalarda hastalanmış, yerine acil birini bulmak icap etmiş. İtalya’da Ring’de Siegfried rolünü oynayan Kanadalı genç bir tenor bulmuşlar, onu hemen son provaya yetiştirmişler. Genç, yakışıklı, iyi bir Siegfried dinledik, eleştiriler çok iyiydi. Tabii genç tenora da devlet kuşu konmuş oldu. Bu arada Alberich rolündeki bas bariton da hastalanmış, onun yerine de yeni birini bulmak zorunda kalmışlar.

Bütün bu sorunların üstesinden gelen Berlin Senfoni bize muhteşem bir beş saat geçirtti, opera çıkışı herkes biraz sarhoşlaşmış gibiydi. Bu arada Orta Avrupa seyircisi olan genç yaşlı bütün erkekler gala gecesi olduğu için smokin, kadınlar ise tuvalet veya fevkalade şık kıyafetler giymişti. Büfeler kurulmuş, şampanyalar servis edilerek, bir köşede cd ve dvd satılıyordu. Ancak standın pek zengin olduğunu iddia edemeyeceğim.

Pazar sabahı bahtımıza sürpriz bir konser daha çıktı. Mozarteum konser salonunda Fransız Şef Emanuelle Haim’in kurduğu ve yönettiği barok orkestra Handel’in Mesih Oratoryosu’nu fevkalade bir şevkle yorumladı. Bu pazar sabahı, genç bir orkestra ve çok başarılı bir şef, hepimizi İsa’nın öldükten sonra dirildiğine inandırdı... Akşama tekrar Berlin Senfoni’ye kavuştuk. Programda hiç bilmediğim Verdi’nin dört dini eserini, arkasından Mozart’ın Requiem’ini dinledik. Açıkçası bu kadar dini müzik beni biraz bunalttı.


Üçüncü günde konserimize ilave, sabah provaya da katılabildik. 1. Brahms’ın ikinci piyano konçertosunu, uzun seneler önce İstanbul’da CRR’de dinlediğimiz Yefim Bronfman icra etti. Profesyonel bir piyanist olarak provada kendini hiç zorlamadı, belli ki bütün enerjisini akşama sakladı. Opera gecesinden sonraki konser gecelerinde herkes halen çok şıktı. Artık smokinler yoktu ama tabii ki beylerin hepsi koyu renk kostümlü ve kravatlı ve hanımlar fevkalade gösterişsiz bir şıklık içindeydi. Tahmin ettiğimiz gibi piyanistimiz geceleyin bütün hünerini ortaya döktü. Canlı, hatta ateşli bir yoruma şahit olduk. Salzburg’lular onu 2007’deki festivalde, Rachmaninov’un 3. piyano konçertosundan tanıyor. Son senelerin en iyi piyanistlerinden biri olduğu muhakkak.

Piyanist, konserin ikinci yarısında Simon Rattle Strawinsky’nin Bahar Ayini’ni partisyonsuz idare etti. Tabiri caizse, dinlenmeye değer bir konserdi. Her ne kadar balesiz olsa da, biraz hayal gücüyle ve tabii orkestranın yorumuyla besteciye has olan tiyatro ve dans olgusu hep gözümüzün önündeydi.

Her şeyin bir sonu olduğu gibi, festivalin de son gecesi geldi çattı. Bu seneki program, diğer senelere göre biraz daha çağımıza yakındı. Konserin ilk yarısında Kurt Weill’in, Yedi Ölümcül Günah adlı toplumsal sorunları inceleyen eseri vardı. Oyun yazarı Bertolt Brecht’le beraber ortaya koydukları birçok yapıttan biri olan enteresan eseri, Almanca bilenler tabii ki daha büyük bir keyifle izledi, bizse ünlü mezzosoprano Angelika Kirchschlagerin ve diğer yorumcuların güzel sesini dinlemekle yetindik. Festivalin son parçası, hepimizin defalarca dinlediği Beethoven’in 5. Senfonisi’ydi. Bu kadar mı iyi çalınabilir?

Bir festivali daha arkamızda bırakıp, kendimizi yaz festivallerine hazırlıyoruz…

Zeynep TAŞKENT
   

Adres: Hacı Hesna Hatun Mah. Eski Tekel Binası No.66 34674 Paşalimanı - Üsküdar
Tel: +90 216 495 82 00 / +90 216 495 82 12 Faks: +90 216 495 82 00 email: info@idso.gov.tr