 |
 |
|
|
| |
 |
|
|
|
|
9 EKİM 2009’DA AÇILIŞ KONSERİNİ İDARE EDEN JAPON ŞEF
KAWAMOTO İLE YAPILAN GÖRÜŞME
Osman YÜCESAN :
Sayın Kawamoto, müziğe nasıl
başladınız?
Müziğe ilk olarak 4 yaşında, org çalarak başladım.
Trombonu 10 yaşında çaldım. Şefliğe 16 yaşında başladım.
Japonya’da, şeflik eğitimi alabileceğim adamakıllı bir
hoca bulamadım, çünkü doğduğum yer merkeze uzaktı.
Kompozisyon, piyano, teori, müzik mantığı öğrenebilecek
bir yer bulamadım.
O.Y. :
Japonya’da bizim Türk müziği gibi bir
müzik var mı?
Çok eski folk şarkıları var. Türk müziğini de Almanya’da
yaşayan Türk bir arkadaşımdan biraz biliyorum. Japonya’da,
13. veya 14. yüzyıldan kalma operaya benzer klasik
müzikler var. Operayla klasik Japon müziği karışımı bir
müzik. Japonya operasında mimikler, şarkı söylerken çok
önemli. Şarkılar çok yavaş, daha az aktif, maskeli,
makyajlı, grotesk; yani gösterişli. Beyaz en önemli renk.
Kırmızı ise yüzde kullanılan önemli bir renk. Siyah
katiyen kullanılmaz.
Tokyo ve Osaka’da sadece tiyatro var, o da diğer şehirleri
gezer. Opera insanları, soylu ailelerden geliyor, bu
ailelerin sahnede gösteriye iştirak etme izinleri var. Bu
tip aile çalışmaları halen devam ediyor.
Japonya’da Batı Avrupa müziği ile temas 19. yüzyıl sonunda
başladı. Bilindiği gibi Japonya 16. yüzyıldan itibaren 200
sene yabancı temasının tamamına kapalıydı. Bu yüzden Batı
Avrupa müziği Japonya’da bilinemedi. 19. yüzyıl ortasında
bir Amerikan gemisi Japonya’ya gelmiş ve bu temas dünyaya
açılmaya başlangıç olmuştur. Japonya’da klasik müzik
dışarıdan müdahale olmadan kişilerin kendilerini
geliştirmesiyle başladı. Daha sonra hükümet klasik müzik
eğitimi için okullar açtı ve 150 senedir bu eğitim devam
ediyor.
Üzerinde durulan besteciler o günlerde tamamen Mozart ve
Beethoven’dı.
Bilindiği gibi Japon Prensi 1825’te İstanbul’u ziyaret
eder ve bu ziyarette Türk müziğiyle Japon teması ilk defa
yer bulur.
2. Dünya Savaı başlamadan önce Almanya’yı terk eden pek
çok Yahudi müzisyen Japonya’ya gelmiş ve burada klasik
müziğin gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Bu
müzisyenlerin pek çoğu daha sonra Amerika’ya göçmüştür.
Mesela Prokofiev gibi.
2. Dünya Savaşı’ndan sonra bazı öğretmenler 3-4 yaşındaki
çocuklarını özel okullarda eğitmeye başladı. Kreşten
koleje kadar her tür müzik, enstrüman ve şeflik eğitimi
verildi. Seiji Ozawa da bu okuldan çıktı.
Ozawa’dan önce de birçok iyi müzisyen vardı. Onlar
Ozawa’dan daha erken başladı müziğe. Ozawa ise orta okulda
başlamıştı. Birçok kişi Ozawa’nın okuduğu okul olan
Toho’dan eğitim görmek ister. Japonya’nın en iyi müzik
okullarından biri Toho, diğeri de Tokyo National
University of Fine Arts&Music. Ben buradan mezun oldum.
Toho özel bir okul, benimki ise hükümet onayıyla diploma
veren bir okul.
Japonya ve Çin, müzik açısından çok farklı. Japonya zengin
bir ülke olarak bilinse de tüm vatandaşları öyle değil.
Ben zengin bir aileden değilim. Babam devlet memuru, annem
de ev hanımı. Çin’de, müzikle uğraşabilmek için çok
sofistike ailelerden olman lazım. Orada çoğu ailede piyano
var. Çinliler çok eski piyanoları Avrupa’dan ithal edip
tamir ederler. Sonra bu piyanoları halka dağıttılar. Bu
şekilde orta halli ailelerden de piyano sahibi olanlar
var. Mesela Lang Lang bu orta halli ailelerden yetişmiş
bir müzisyendir.
O.Y. : Çinli ve Japon müzisyenleri
kıyaslamak gerekirse hangi ülke klasik müziğe daha yatkın?
Kim klasik müzik yapmak için yatkındır sizce?
Bazı Asyalı müzisyenler Avrupa müziğinde zorlanıyor, çünkü
temel kültürlerinde yok. Ben şef olma yolunda çok
zorlandım. Öğretmen yoktu. Ben Japon’um, klasik müzik
geleneğim yok. Ama Avrupa’da bunun eğitimi alınabiliyordu.
Ben de öyle yaptım. Avrupa sisteminde Almanlar çok
sistemli ve kökleşmiş geleneklere sahip. Onlar için
öğrenmek daha kolay. Bizlerde ise geleneksel bir müziğimiz
var ama bunun Batı müziği eğitimine faydası olmuyor.
O.Y. :
Beste konusunda, Japonya’da
bestelenen klasik müzik tarzları var mı?
Evet, çeşitli deneyler var. Ama henüz çok önemli denemez.
Unutmamalı ki Avrupa’da da klasik müzik konsepti zamanla
gelişmiş ve bugünkü orkestra şekline ancak Mahler
zamanında ulaşılmıştır.
O.Y. :
Modern atonal müzik hakkındaki
düşünceniz nedir?
Schönberg’e, Stravinsky’ye kadar olanlar müzikti bence.
Ama bazıları yanlış yönde gidiyor. Yeni tip müzikleri
seviyorum ama kulağı tırmalamayacak.
O.Y. :
Geleceğe dair amaçlarınız nedir?
Amacım somut, maddesel değil. Ben sadece her jenerasyon ve
ulusla barış içinde olmayı istiyorum; tabi ki müzik
aracılığıyla. Bu anlamda Çek Cumhuriyeti’nde olumsuz
deneyimlerim oldu. Amerika ve Almanya’daki bazı
orkestralarla da kötü deneyimlerim oldu. ‘Bunu çalacaksın’
dediler, çaldım tabii ama olacaksa iç huzuru içinde
olmalı. Anlamak ve anlaşılmak istiyorum.
O.Y. :
İDSO’yu nasıl buluyorsunuz? Gelişmiş
mi, iyi mi, idare eder mi?
Bu orkestra çok arkadaş canlısı. Sadece bir buçuk yıldır
tanıyorum. Çok bir şey diyemem ama güçlü ve sorumluluk
sahibi bir şefe ihtiyacı var diyebilirim. Bu her ülke için
geçerli.
O.Y. :
Başka orkestraları da dinlediniz.
Size göre dünyada en iyi üç orkestra hangileri?
Her zaman Berlin Filarmoni Orkestrası, Almanya’daki
Dresden Semper Operası ve Filadelfiya Filarmoni ya da
Viyana Filarmoni Orkestrası. İlk zamanlarda favorim
Filadelfiya’ydı.
Röportaj : Osman YÜCESAN
|
 |
|
|
|
|
|
 |