İstanbul’un müzik yaşamında önemli bir yeri olan ve
besteci Cemal Reşit Rey’in yönetiminde 1945 yılında
kurulan, temelleri ise 1827’de
Donizetti Paşa’nın kurduğu Mızika-i
Humayun orkestrasına dayanan İstanbul Belediyesi Şehir
Orkestrası, 1972 yılında Kültür Bakanlığı’na bağlanarak
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası adını aldı.
Kadrosu, orkestra şefi Prof. G.E.Lessing ve müdür
Mükerrem Berk döneminde kısa zamanda tamamlanarak düzenli
konserler verilmesi sağlandı. Daha sonraki yıllarda
yurtiçi turnelerin yanısıra İstanbul, Ankara, Bratislava
ve Patras uluslararası festivallerindeki konserler
gerçekleştirildi.
1983-2000 yılları arasında Prof. Erol Erdinç orkestranın
daimi şefliğini yapmış, 2009 yılı itibarı ile bu görevi
Naci Özgüç üstlenmiştir. Orkestra; Anatole Fistoulari,
Aaron Copland, Mircea Basarab, Ilarion Ionescu-Galati,
Tadeusz Strugala, Alexander Schwinck, Vladimir Fedoseev,
Erich Bergel, Jean Perrisson, Alexander Rahbari, Cemal
Reşit Rey ve daha birçok ünlü şef yönetiminde, Andre
Navarra, Leonid Kogan, Vaclav Hudecek, Heinrich Schiff,
Yehudi Menuhin, Luciano Pavarotti, Jean-Pierre Rampal,
Sabine Meyer, Gidon Kremer, James Tocco, Lazar Berman,
Natalia Gutman, Güher-Süher Pekinel, Fazıl Say, İdil Biret,
Suna Kan, Ayşegül Sarıca, Ayla Erduran, Verda Erman, Leyla
Gencer, Gülsin Onay, Hüseyin Sermet, Antje Weithaas, Cihat
Aşkın, Daniel Shafran, David Geringas, Truls Mork, Gustav
Rivinius, Pierre Amoyal, Alexander Rudin, Alexander
Melnikov, Milan Turkovic, Efe Baltacıgil, Luis Bacalov,
Alexander Markov, Jose Carreras, Ida Kavafian, Tedi
Papavrami, Ilya Gringolts, Antonio Meneses gibi solistlere
eşlik etti.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Türk bestecilerinin
eserlerinin birçoğunu ilk kez seslendirmiş, radyo ve
televizyon programları yapmıştır. Türk sanat ve kültürünün
yurtdışında tanıtımı için İspanya (1990 ve 1993), İtalya,
Yugoslavya, Çekoslovakya, Avusturya, Yunanistan ve ABD’nin
Memphis kentinde açılan “Muhteşem Süleyman” sergisi (1992)
sırasında konserler vermiş, 1993 yılında Münih’te yapılan
“ Europa Musicale” Festivali’nde ve 2000 yılında
Yunanistan’da yapılan Atina Festivali’nde Türkiye’yi
temsil etmiştir. Topluluk, 2002 yılında Bulgaristan’a
yaptığı 15 günlük turnenin yanı sıra, 2003 yılı Ekim ayı
başında Japonya’da organize edilen Asya Orkestralar
Haftası’nın açılış konserini vermek üzere davet edilmiş ve
Tokyo Opera Salonunda verdiği konser büyük başarı
kazanmıştır.
Haziran 2008'de, Mısır'ın Kahire ve İskenderiye kentlerindeki konserleriyle büyük takdir kazanan orkestramız, Kasım 2009'da Almanya Turnesi'ni gerçekleştirecek olup, Çin'den turne teklifi almış, bu yolda çalışmalarını sürdürmektedir.
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın
Kuruluşu ve Geçirdiği Evreler
İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, ilk tam kadrolu
konsere 1945 – 1946 yıllarında başladı. Ama gerçekte
İstanbul’da çok sesli müzik hareketleri çok daha önce
başlamıştı.İlk kez 1524’de Venedik Elçisi tarafından
İstanbul’da yaşayan İtalyanlar için bir bale gösterisi
düzenlenmişti. 1543’de Fransa kralı I. François, iki
devletin imzaladığı barış antlaşmasını üç konserle
kutlamak için saray orkestrasını Kanuni Sultan Süleyman’a
göndermişti. Bu gibi olaylar dışında ilk Türk orkestrası
ise, Sultan müzikçilerinden oluşturulan ve başına şef
Manguel’in getirildiği toplulukla başladı. Daha sonra
Viyana’dan çağrılan, ünlü İtalyan Opera bestecisi Gaetano
Donizetti’nin kardeşi Guiseppe Donizetti (1788-1856),
1827’de Muzika-i Hümayun adı verilen orkestranın gerçek
kurucusu oldu. Donizetti orkestrayı 28 yıl, ölümüne kadar
yöneterek İstanbul Senfoni Orkestrası'’ın temelini
atmıştır.
Padişah tarafından Paşa ünvanı ile ödüllendirilen
Donizetti’den sonra yine İtalyan şefler görevlendirildi :
Angelo Mariani, Pisani, Callisto Guatelli(Paşa).
Orkestrayı yöneten ilk Türk şef ise orkestranın
flütçülerinden Saffet Atabinen (1858-1939) oldu. Saffet
Bey saray orkestrasını dışardan elemanlar alarak
genişletti ve Viyana klasiklerini seslendirdi. Osman Zeki
Bey zamanında ise orkestra 17 Aralık 1917 ile 31 Ocak 1918
günleri arasında ilk kez yurtdışı turnesine çıkarak
Viyana, Berlin, Dresden, Münih, Budapeşte ve Sofya’da
Beethoven’ın Eroica Senfonisi, Wagner’in Parsifal Prelüdü
ve Weber’in Oberon Uvertürü programını başarıyla çalmış ve
dönüşünde Union Française’de halk huzurunda ilk
konserlerine başlamıştı.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Muzika-i Hümayun 1924
yılında Ankara’ya alındı; orkestraya Riyaset-i Cumhur
Filarmoni Orkestrası, bandoya ise Riyaset-i Cumhur Armoni
Mızıkası adı verildi ve içerdiği Fasıl Heyeti kaldırıldı.
Günümüzdeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın
çekirdeği olan Müzika-i Hümayun’dan geri kalanlar ise
İstanbul’da küçük oda müziği konserlerini sürdürdü.
1931 yılında ilk kez yabancı bir uzman, Avusturyalı
besteci ve öğretmen Prof. Joseph Marx (1882-1964)
çağrıldı. Bu arada konservatuarda armoni dersleri veren
Hasan Ferit Alnar ve Cemal Reşit Rey, aralarına Bülent
Tarcan, İzzet Nezih Albayrak, Ömer Refik Yaltkaya ve
besteci Adnan Saygun’un da katılmasıyla çoğunluğunu amatör
müzikçi ve öğrencilerin oluşturduğu orkestra ile konserler
düzenliyorlardı.
1930’lu yıllarda ünlü solistleri davet eden bir orkestra
durumuna geldiler. Jascha Heifetz’in İstanbul’a
gelmesinden sonra, Fransız piyanist Alfred Cortot ile ünlü
kemancı Zino Francescatti de Cemal Reşit’in yönetiminde
Tepebaşı Tiyatrosunda konserler verdiler. 1943 yılında
verdikleri bir konseri izleyen Cumhurbaşkanı İsmet
İnönü’nün “Borular nerede?” sorusunun üstüne, İstanbul
Belediye Konservatuarı’na bağlı İstanbul Şehir
Orkestrası’nın kurulması hız kazandı. İsmet İnönü, her
türlü yardımı alan Ankara Orkestrası’nda her zaman gördüğü
üflemeli çalgıları kastetmişti.
İstanbul Şehir Orkestrası ile ilk konserini Cemal Reşit
Rey yönetiminde, 13 Aralık 1945 Perşembe günü
Beyoğlu’ndaki Saray Sineması’nda verdi. Programda
Beethoven’ın Egmont Uvertürü, Bizet’in No.1 L’Arlesienne
Süiti ve César Frank’ın Re Minör Senfonisi yer alıyordu.
Özellikle Franck’ın dev senfonisi çok güç olamasına karşın
büyük bir ustalıkla çalınmış, böyle bie eserle ilk
konserini veren orkestra ve şefi büyük başarı kazanmıştı.
İleride, yıllar sonra bile bu başarı hatırlanacak,
orkestra 1960’lı yıllarda eski gücünü kaybetme
tehlikesiyle karşılaşınca bu örnek gösterilecekti. Mali
gücü çok kısıtlı olan orkestra 1940’lardan önce de
konserlerini sinema salonlarında, provalarını
Tepebaşı’ndaki konservatuarın çatı katında, ya da
kömürlüğünde gerçekleştiriliyordu. Bu arada Barbaros
İlkokulu’nun müsamere salonunda da çalışan orkestraya
Alman Lisesi’nin Türk müdiresi okulun müzik salonunu
veriyor, Cortot, Thibaut, Prihoda, Cassado, Iturbi, Kempff
gibi sanatçılarla provalar orada yapılıyordu. Ancak 19
Kasım 1949’da açılan İstanbul Radyosu, büyük stüdyosunu
İstanbul Şehir Orkestrası’na açınca, 1950’den sonra
topluluk biraz rahatladı. Ayrıca aynı kadro İstanbul
Radyosu Senfoni Orkestrası adıyla hem yayınlara katılıyor,
hem de haftalık konserlerini hazırlayabiliyordu.
1960’da İstanbul Şehir Operası’nın açılmasıla İstanbul
Şehir Orkestrası üyeleri o yıllarda daha da yoğun bir
çalışma temposu içine girmiş, Radyoevi - Konser Salonu –
Opera üçgeni arasıdaki trafik artmıştır. Provalarını
İstanbul Radyosu’nda yapan orkestranın çalgıları
Radyoevinde durmakta, her konser için Şan Sineması’na
taşınmakta, ayrıca haftada 9 kez operaya götürülmekteydi.
O yıllarda düzenli olarak iki haftada bir, Pazar sabahları
konser veren İstanbul Şehir Orkestrası, Belediye
Konservatuarı’nın diploma konkurunda da genç mezunlara
eşlik etmekteydi. 1963 ve 1965 yılları Ocak aylarında,
İsmet İnönü’nün de izlediği ve sanatçıları tek tek tebrik
ettiği iki Ankara konseri gerçekleştirilmiş, şef Cemal
Reşit Rey ilk konserde, “ İşte borular Paşam!” cevabını
verebilmiştir.
Ancak o yıllarda Belediye Konservatuarı’nın keman ve
piyano dallarından başka sınıflara öğrenciler ilgi
göstermediğinden, yaşlanan orkestra üyelerinin yerini genç
mezunlar alamamakta, hafif müzik orkestralarının cazip
ücretlerle gençleri kapmaları problemler doğurmaktaydı.
İstanbul Şehir Orkestrası’nın bütçesinin, Ankara’daki
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’ndan altı kat az
olması, Şan Sineması’na her konser için 1.000 lira ödeyen
ve zaten borç içinde yüzen Belediye’nin maaşlarla diğer
masrafları karşılayabilmesinde çeşitli problemler
yaratmaktaydı. O yıllarda İstanbul Şehir Orkestrası’nın
devlete bağlanması için pek çok yollar araştırılmış, Milli
Eğitim Bakanlığı nezdinde girişimlerde bulunulmuştur.
Hatta Ankara konserlerinin bir nedeni de İstanbul Şehir
Orkestrası’nın kalitesini göstererek bu yardıma hak
kazandığı ıspatlamaktı.
10 yıl süreyle Şan Sineması’ndaki iki haftada bir olmak
üzere konserlerini sürdüren İstanbul Şehir Orkestrası,
1969’da İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin kuruluşuyla 27
üyesi bu kuruma ve Devlet Tiyatrosu’na geçmesiyle
zayıfladı. 1968’de de şef Cemal Reşit Rey’in hastalığından
sonra, yaş haddi nedeniyle emekliye sevkedilmesiyle
orkestra Demirhan Altuğ ve konuk şeflerce yönetildi. 12
Nisan 1969’da İstanbul Kültür Sarayı adıyla açılan opera,
İstanbul Şehir Orkestrası’nın müzikçilerine daha yüksek
ücretler ödeyerek kendine çekmişti.
İstanbul Şehir Orkestrası 1969-1970 mevsiminin ilk
konserini 13 Ekim 1969’da yine Şan Sineması’ nda Demirhan
Altuğ yönetiminde gerçekleştirmiş, Spor ve Sergi Sarayı
karşısındaki, Belediyeye ait Sümerbank pavyonu restore
edilmek üzere orkestraya verilmesine karşın, onarımı
bitince Şehir Tiyatrosu’na verilmişti. Bu arada Şehir
Operası Müdür Yardımcısı Turgut Boztepe Sakarya
Milletvekili olmuş, 1969 yılı Aralık ayında Meclise, Şehir
Orkestrası’nın dağılmasını önlemek üzere bir kanun teklifi
sunmuş, müzikçilere de Devlet Opera ve Tiyatrosu
santçılarına verilen ücretin ödenmesini önermişti.
İstanbul Şehir Orkestrası’nın devlete bağlanması
çalışmaları da o yıllarda yine sonuçsuz kaldı.
1970 yılında 15 konser verebilen orkestranın 69 kişilik
kadrosunda ise 1971 yılında 12 boş kadro olmasına karşın
bunları mali güçlükler nedeniyle dolduramamıştı. O yıl
Radyoevi’nde prova yapmak da güçleşmiş, Ankara CSO şefine
ayda 36.000.-TL ödenirken İstanbul Şehir Orkestrası’na
sürekli bir asıl şef temin edilememişti. 1969’da 10
konsere gelen 6645 dinleyici sayısı, 1970’de %45 eksiğiyle
3554’e düşmüştü. 27 Kasım 1970’de İstanbul Kültür
Sarayı’nın yanması ise, hiç olmazsa provalarını bu binada
yapmak üzere uğraşan İstanbul Şehir Orkestrası’nı daha da
zor duruma soktu. Şehir Orkestrası 1972 Mayıs ayında ise
yaşlanan 15 üyesinin daha ayrılması sonucunda 35 kişi
kalmış, tümüyle dağılma tehlikesi baş göstermişti.
İrkin AKTÜZE
|
 |
|