anasayfa idso hakkinda konser-programi orkestra muzik iletisim  
 
 
   
Dış Politikada Yeni Bir Dalga

Son dönemde herkes tartışmaya başladı: “Türk dış politikasında neler oluyor?” diye. Hatırlarsanız; bundan yaklaşık 10-12 yıl önce Milliyet’te Güngör Uras’ın yarattığı kavram ile “Ayşe Teyze”miz ekonomiden anlamaya başlamıştı. Yatırım gücü olsun olmasın, sokaktaki sade vatandaş ekonomiyi izlemeye, öğrenmeye, takip etmeye, zaman zaman da pozisyon almaya başlamadı mı? Çünkü fark etti ki; o ekonomiyle ilgilenmezse ekonomi onunla ilgileniyor! İşte şimdi benzer bir durum dış politika için geçerli…

Lafı uzatmadan söyleyelim: Türkiye belki de cumhuriyet tarihinin en iddialı, en etkin, -doğru yönetilebilirse- en başarılı dış politika dönemini yaşıyor, yaşayacak. Buna 1923-1938 yılları arasında kalan Atatürk döneminin 15 yılı da dahil. Çünkü dış politika ancak diğer birçok faktörün bileşkesiyle yapılıyor ve cumhuriyetin ilk dönemlerinde ne yazık ki dönemin devlet adamlarının eli oldukça zayıftı. Ne elde vardı ne de avuçta. Savaştan çıkılmış, ülke yerle bir olmuş… Teknoloji yok, sermaye gücü yok… Burjuvazi oluşmamış, eğitim ve okuryazar seviyesi son derece düşük…

Bir de son dönem Türkiye’sine bakın: Üretim gücü artmış, dış ticareti büyümüş, üniversiteleri ve okulları çoğalmış, güçlü devlet geleneğini ve bölgedeki gücünü yeniden keşfetmeye başlamış bir Türkiye söz konusu artık. Sevelim sevmeyelim, oy verelim vermeyelim; mevcut iktidarın dış politika eksenini “stratejik derinlik”in fikir babalarından Prof. Ahmet Davutoğlu gibi geniş perspektif sahibi hocalara, uzmanlara, stratejistlere inşa ettirmesi de cabası. Tarihin dikkatli gözlerle kayda alındığı çok ilginç bir dönemden geçiyoruz; Türkiye uyanıyor, önce kendisini, sonra da çevresini ve dünyanın diğer bölgelerini keşfediyor… İşte bu uyanışa alkış tutan da, Sarkozy gibi tedirginlik duyan da var… Fakat işin ilginç yanı; ülke genelinde uyanmaya başlayan bir Türkiye’ye hepimizin destek vermesi gerekirken, kısır siyaset salvolarının yine kol gezmeye devam ediyor olması: “Ülke satılıyor! ABD’den emir almaya gitti! Dış politika ekseni doğuya kayıyor!”

Evet, dış politika ekseni kayıyor ama batıdan doğuya değil. Güvensizlik ve belirsizlikten, statükoyu korumaktan hesap edilmiş risk almaya, özgüvene, etkin olmaya kayıyor. Bu da Türkiye’yi tartışılmaz bir şekilde yıldızlaştırıyor. Öyle ki, son birkaç ayda 8-9 ülke arka arkaya Türkiye’ye uyguladığı vizeyi kaldırdı: Suriye, Lübnan, Libya, Katar, Ürdün, Arnavutluk ve diğer birkaç ülke... Önümüzdeki dönemde listeye yeni ülkelerin eklenmesine pek de şaşırmamalı.

Daha önce söylediğim gibi; dış politika kuru kuruya yapılamıyor. Sokak diliyle “ne kadar ekmek, o kadar köfte” tanımı dış politikada da fazlasıyla geçerli. Türkiye’de sermaye birikimi oluştu, oluşuyor. Özelleştirme yapıldı, yapılıyor. Doğrudan yabancı sermaye satın alma ve şirket evlilikleri marifetiyle son 6-7 yıldır Türkiye’de daha yoğun bir faaliyet içerisinde. Şirketlerimiz palazlandı, büyüdü, karlılıklarını artırdı ve sonuçta ihracat patlamasıyla hem yeni pazarlar keşfetti hem de gücünü, varlığını pekiştirdi. Kolay kolay bir başka ülkenin gerçekleştiremeyeceği bir sıçrama ile 30 milyar dolardan 150 milyar dolarlara dayanan bir ihracat patlaması yeni dış politikamızı destekleyen önemli sacayaklarından biri. Bir diğeri ise üniversiteler, kuvvetlenen sivil toplum kuruluşları ve yeni yeni kurulan “think-tank”lar…

Gürcistan Devlet Başkanı’nın, Suriye Devlet Başkanı’nın, İran’ın, sittin sene iktidarda bulunan Kaddafi’nin Türkiye ve dış politikamızla ilgili olumlu yorumlarını hatırlıyor musunuz? Bir zamanlar “Eyvah! Olan oldu, iş işten geçti!” dediğimiz Kuzey Irak meselesinde artık ABD’nin bile Türkiye’nin benimsemeyeceği bir siyaseti uygulayamayacağı bir kıvama gelindiğini fark ediyor musunuz? Peki ya Afyon ve civarında ürettiğimiz yumurtayı Irak’a taşıyıp sattığımızı biliyor musunuz? Gürcistan, Makedonya, Suriye, Bosna Hersek’te satılan malların önemli bir kısmının Türkiye’den gittiği gerçeği size ne söylüyor?

Tarih kesintisiz akar. Bir gece imparatorlukla yatıp ertesi gece cumhuriyette uyansanız bile toplumsal ve kurumsal bellek, refleks, alışkanlıklar kolay kolay silinip atılamaz. Evet, biz imparatorlukların tarihe karıştığı ve “Şark Meselesi”nin büyük devletlerce gündemde tutulduğu bir dönemde yeni bir cumhuriyet kurduk. İyi ki de kurmuşuz; daha çağdaş ve birey temelli bir toplum olabilmek için yol aldık, almaya da devam ediyoruz. Ancak diğer bir taraftan da asırlarca bulunduğumuz, yönettiğimiz ve etkileşimde bulunduğumuz geniş coğrafyaya sırtımızı çevirebilir miyiz? Çevirmeli miyiz? Balkanlar, Karadeniz Havzası, Kafkaslar, Ortadoğu ve İran, Doğu ve Güney Akdeniz önümüzdeki dönemde ticari, kültürel ve sosyal açıdan son derece önemli bir fırsat sunuyor. Bu coğrafyanın ötesinde, bugüne kadar ayak basmadığımız birçok ülkeyle ticarete başlamış ve buralarda diplomatik misyon oluşturmamız, elçiler görevlendirmemiz, THY’nin tarifesine sürekli yeni uçuş noktalarının ekleniyor olması bence hiç de tesadüfi değil.

Başbakan Erdoğan ABD’de; Türk heyeti Obama ile görüştü. İsmi tarihe kanla, öfkeyle, nefretle yazılan 8 yıllık Bush iktidarı sonrasında göreve gelen Obama dünyada değişimin simgesi haline dönüştü. Türkiye-ABD ilişkilerini tanımlamaya çalışan “model ortaklık” kavramının içi biraz daha doldurulmaya çalışılıyor. Unutmayalım ki, nüfusunun çok büyük bir kısmı Müslüman olmasına karşın laik ve olabildiğince açık ve demokratik bir sisteme sahip olmamız batı dünyası için son derece önemli. Tabii şeffaflığın, hesap verebilirliğin, adaletin, fırsat eşitliğinin tabana yayılması için yapılacak daha çok şey var. Avrupa Birliği perspektifinin katkısıyla Türkiye’nin yol aldığını kabul etmek gerekiyor. Bu sürecin devamı da önemli.

Korkmayalım, söyleyelim: “Türkiye, tarif ettiğim geniş coğrafyada başarılı bir model olma potansiyelini içinde barındırıyor.” Irak’taki başarısızlığıyla, halkla ilişkiler sermayesini harcayan, yok eden ABD’nin çaresizliği, onu Türkiye’yi belki de bugüne kadar olmadığı kadar farklı değerlendirmeye itiyor. Türkiye’nin başbakanının eli belki de ilk kez bu kadar güçlü. İş adamları ihracat ve inovasyon yetenekleri ile, sanat ve kültür insanları yaratıcılıkları ile, bilim ve fikir insanları entelektüel sermayeleri ile destek olup momentum sağlarsa Türkiye’nin en büyük ve en güçlü 10 ekonomiden biri olması hiç de zor değil.


UFUK BATUM
   

Adres: Hacı Hesna Hatun Mah. Eski Tekel Binası No.66 34674 Paşalimanı - Üsküdar
Tel: +90 216 495 82 00 / +90 216 495 82 12 Faks: +90 216 495 82 00 email: info@idso.gov.tr